Ben gencim, bana bir şeyler oluyor. Boyum büyüyor,
gelişiyorum, boyumun büyüdüğü tepeden bakınca her şey değişik görünüyor.
Kabıma sığmamaya başladım. Duygularım boyumdan da hızlı büyüyor, dur
durak bilmeden koşuyor ve daldan dala konuyor.“Babam annem çok cahil,
kimse bir şey bilmiyor ve ben aslında çok şey biliyorum oysa kimse beni
dinlemiyor ve anlamıyor” gibi geliyor bana.
Ben gencim, evet kabıma sığamıyorum, kendime yeni bir duruş,
yeni bir tarz oluşturma ihtiyacındayım. Evde duramıyorum. Arkadaşlarım
benim her şeyimmiş gibi geliyor. Onlarla gece gündüz otursam, konuşsak,
hayal kursak, çocuklar gibi koşup zıplasak ve kimse bana karışmasa
istiyorum. “Boyun büyüdü, koca adam oldun” diyorlar bana, oysa içimdeki
çocuk hâlâ at koşturuyor. Tabi ki boyum kadar olgunlaşacağım fakat
zamanla. Siz büyükler ne kadar sabırsız ve acelecisiniz farkında
mısınız? Söylediğiniz her şey ters geliyor bana, ne zaman itiraz
penceresinden uzansa cümlelerim, tenkit ve azarlama soğuğunda kırağı
çalıyor filizlerimi. “Sen de kimsin ki, nasıl büyüklerinle böyle
konuşursun.” deyip susturuyorsunuz. Oysa siz büyükler onaylamadığınız
bir durumla karşılaştığınızda, “Aman incinmesin” ya da “ayıp olur” veya
“el ne der” diye, çoğunlukla susuyor, yüzlerine karşı onaylıyor daha
sonra da, ya arkalarından konuşuyor veya içinize atıp, bir süre sonra
patlayacak kadar biriktiriyorsunuz. Ben ise şimdi yanlış olsa bile
sizinle açık açık konuşmak istiyorum fakat bu seferde beni dinlemeye
tahammül edemiyor ve beni hemen susturuyorsunuz. Şimdi size soruyorum,
nasıl doğru konuşulur, nasıl itiraz edilir, ne zaman ve nasıl hakkımı
koruyabilirim? Bunu bana siz öğretmezseniz kim öğretecek? Beni sürekli
susturur ve bastırırsanız bende size benzerim, ve fakat size benzemek
istediğimi kim söyledi?
Ben gencim, bırakın itiraz edeyim, bırakın eleştireyim, biraz
idare edin ne olur? Çalkalanıyorum hayat denizinin dalgalarında. Nasıl
olursam kendim olurum bilmiyorum. Sürekli itirazları bastırılanlar,
hayatta da itiraz etmeyi unutuyor. Kendinize bakın beni daha iyi
anlarsınız. Şimdi itirazlarım anlamsız olabilir fakat zamanla bu da
oturacak. Bazen saçmaladığımın farkındayım fakat engel olamıyorum. Bazen
duymazdan, bazen görmezden geliverin, bazen susuverin ne olur?
Ben gencim, nasıl durursam, nasıl bakarsam daha alımlı, daha
güzel ya da yakışıklı olurum bilmiyorum, deniyorum. Diken gibi saçlarla
ilgi toplar mıyım acaba. Ya da bende nasıl duruyor şöyle bol, düşecek
gibi duran pantolonlar. Bunların hepsi bana yabancı ve zor geliyor
aslında, fakat arkadaşlarımdan ayrı düşmek ve onlardan farklı olmak
istemiyorum. Her yaptıkları bana güzel geliyor, onlar gibi olmazsam bana
ilgi göstermezler ve yanlarında küçük düşerim, belki de dışlarlar diye
korkuyorum. Onlara benzediğimde kendimi daha güçlü ve güvenli
hissediyorum.
Ben gencim, anne babacığım beni bu halimle sevmenizi o kadar çok
istiyorum ki. Ne olur azıcık geç kalsam, ne olur ben de yetişkin gibi
muamele görsem, ne olur eve girer girmez eleştiri okları üzerime yağmasa
ve gönlüm yaralanmasa. Eve girdiğimde asık yüzlerinizle karşılaşmak
bazen bir kâbus gibi beni korkutuyor.
Ben gencim, tamam siz de anne-babasınız, elbette sınır
koyacaksınız ve benim bilmediğim tehlikelere karşı beni uyaracaksınız
fakat sizi dinleyebilmem ve görebilmem için benim seviyemde ve benim
kulvarımda bulunup elimden tutmalı ve sevgiyle gözlerime bakmalısınız.
Hiçbir şeyimi ve hiçbir yaptığımı beğenmeyince, kendimi işe yaramaz ve
değersiz birisi gibi hissediyorum. O zamanda kendime güvenim azalıyor,
moralim bozuluyor ve gerginleşiyorum.Nadiren söylediğiniz o “seni
elbette seviyoruz” sözü ise yakınımdan bile geçmiyor, çünkü yakınlarımda
bana sürekli iğne gibi batan ve sizden uzaklaştıran tenkit edici,
aşağılayıcı sözleriniz var.
Ben gencim, hayata, kendime ait pencereden bakmak istiyorum.
Sizin pencerenizden bakmamı istemeyin benden. Tamamen başı boş
bırakmanız da işime gelmez. Sevin, koruyun fakat o koruma ipini
boynumdan çıkarın ki beni boğmasın. Beni sürekli korumanıza, benim adıma
düşünmenize değil, benim düşünmemi sağlamanıza ihtiyacım var. Bazen
öyle oluyor ki, o tenkitlerinizi ve aşağılayan cümlelerinizi duymamak
için eve bile gelmek istemiyorum. Size hep karşı çıkıyor ve hiç bir şeyi
kabul etmiyor gibi görünsem de, içimde size karşı çok büyük sevgi ve
ihtiyaç var. Sizin şartsız sevgi ve güveniniz benim sıçrama tahtam gibi.
Siz benim gerçeği görmemi şefkatli sözlerle sağlayın ve bana şartsız
saygı duyun ve zaman tanıyın. Bana söylediğiniz bütün o güzel sözlerin
hepsi zihnimde fakat ben daha iç dünyamın dalgalanmasını durduramadığım
için sanki hiç söylenmemiş ve beni etkilememiş gibi görünüyor olabilir.
Siz bu şaşırtıcı görüntüye inanmayın. Hiçbirinin boşa gitmediğini
göreceksiniz. Yeter ki, ben dalgalarla boğuşurken elimi bırakmayın.
Sizden koparsam ya boğulur giderim ya da başka sahillerde gözümü
açabilirim.
Ben gencim, duygularımı ve aklımı siz beslemezseniz, ben başka
beslenme kaynağı bulmak zorunda kalabilirim. Benim odama, giysilerime
karışmayın. Sadece olması gerekeni söyleyin bırakın. Ben evime içim
rahat olarak rahat gidip gelebilmeliyim. Beni hep seveceğinizi ve hiç
yalnız bırakmayacağınızı bilmeme her zamankinden çok ihtiyacım var.Hele
arkadaşlarımı hiç eleştirmeyin. Onlar benim en önemli desteğim. Onlarsız
kalırsam yıkılırım. Ufak tefek yanlışlarıma göz yumun. Mükemmeliyetçi
olduğunuzda, hiç beğenmeyip daha iyisini, yapmamı beklediğinizde
ümitsizliğe düşer, tümden her şeyi bırakabilirim. İçimde çok git gel ler
yaşıyorum. Neyi istediğimi, neyi sevdiğimi, hangisinin doğru olduğunu
çoğu zaman karıştırıyorum. Düşünmeye ve bulmaya ihtiyacım. Bu zamana
kadar ki bana verdiklerinizle hareket ediyor zihnim. Daha çok
kavgalarınız ve eleştirileriniz kalıcı olmuş. Siz huzurlu ve mutlu
olduğunuzda kendimi çok daha güçlü ve zorluklarla mücadele edebilecek
yetenekte görüyorum. Siz kavga edip huzursuzluk yaşadığınızda, ayağımın
altındaki zemin kayıyor gibi hissediyorum.
Ben gencim, yüzümdeki bir sivilce beni allak bullak ettiğinde ve
ayna ile sıkı fıkı olduğumda o beni küçümsemeniz, alay etmeniz ve
anlamamanız var ya, çok canımı acıtıyor. Odamdaki resimler ve dağınıklık
korkutmasın sizi, kafamın içi dağınık da ondan böyle. Siz aslında arada
sırada benim size yaklaştığımı ve şirinleştiğimi fark edemeyecek kadar
yanlışlarıma takılısınız. O dönemlerimi bir yakalayabilseniz ve beni
anlamaya çalışsanız, iki taraf da çok mutlu olabilir inanın.
Ben gencim, arkadaşlarımla tanışın, eve çağırın ve onları benim
gözlerimle görmeye çalışın. Nasihatleri hiç dinlemediğimizi gördüğünüz
halde, devam etmenize şaşırıyorum. Elâlemin sözüne çok bakıyorsunuz.
“aaaaaa çok yüz veriyorsun, bu kıyafette ne böyle?sizin delikanlı
saçlarını mı uzatmış öyle ya da kızınızın üstündekilerde ne öyle, ne
olacak, zamane çocukları, bana göre hiç yakışmamış. Şimdiden bu kadar
yüz verirseniz daha sonra hiç başa çıkamazsınız.” gibi sözler sizi ne
çabuk etkiliyor? Onları dinlediğiniz kadar beni dinleseniz daha kolay
anlaşırız. Alınmayın ama anne-babacığım, hiç benim sorunlarım ve
ihtiyaçlarım hakkında kitap okudunuz mu? Hayır ya da evet derken neye
göre diyorsunuz? “Acaba biz nasıl davranırsak doğru olur” sorusu var mı
zihninizde? Eğer yoksa Allah iki tarafında yardımcısı olsun, demek ki
daha çok düşüp kalkacağız ve çok yara alacağız. Çünkü, “Bilmeyen el
hüner üretmez.” demiş büyükler. Bildiklerinin ve yaptıklarının tamamının
doğru olduğunu düşünmek kadar tehlikeli bir şey yoktur.
Ben gencim, bir gün öfkemin rengi gözlerime vurduğunda, “Sizden
nefret ediyorum, bu evde yaşanmaz” deyip kapıyı çarpıp çıktığımda, bunu
söyleyen dilim ve giden sadece bedenim, kalbim ise sizin yanınızda
atıyor olacak inanın. Ben sağa sola zikzaklar çizerken kimi zaman dibe
çökersem, iyi arkadaşlar, verdiğiniz güven ve sabrınız, benim en iyi
ilacım olacaktır. Unutmayın, kanımın deli deli aktığı bu zamanlarda beni
idare etmenize ihtiyacım var.
Ben gencim, taktire, teşekküre ve azda olsa başardığım şeyleri
fark etmenize hava kadar ihtiyacım var. Siz benim yanımda mısınız
karşımda mısınız, sözlerinizin renginden ve gözlerinizin mesajından
derhal anlaşılıyor. Yanımda olmanız size olan bağlılığımı artırıyor.
Nereye güçlü bir bağ ile bağlansam, orada kalmaya müsaitim. Ben size
bağlanmak ve sizinle kalmak istiyorum. Bana bu fırsatı verin olur mu?
Ben gencim, bazen sizinle ve akrabalarımla birlikte görünmek
bile istemiyorum. Bu geçici, ne olur beni anlayın. Sizin
yapamadıklarınızı yapmam ya da yaptığınız yanlışları yapmamam için
gözünüzün üzerimde olması beni boğuyor. “Yapma yapma” diye sürekli
söylediğiniz şeyler daha kalıcı oluyor, farkında değilsiniz. Benim
yapmamam gerekenlerden ziyade yapmam gerekenleri bilmeye ihtiyacım var.
Beni kendinizle ve başkalarıyla mukayese ediyorsunuz, ben de sizi başka
anne babalarla mukayese etsem hoşunuza gider mi?
Ben gencim, sanki siz her yaptığınızı doğru görüyor ve hiç beni
kale almıyor, adam yerine koymuyorsunuz gibi hissediyorum. Bu da benim
size yakınlaşmamı engelliyor.
Biliyorum geçecek bu zikzaklar, her gecenin sabahının olduğundan, her
fırtınanın durulduğundan ve her kışın bir baharının olduğundan
biliyorum. Kuşluk vakti yakın anne ve babacığım. Az daha sabır lütfen,
beni olgunlaştıracak kontrollü serbestlik ve değerlerinizi gün ışığı
niyetine bekliyorum. Sizi seven ve anlayan ve fakat daha çok da
anlaşılmayı bekleyen genç bir çocuğunuz var, zor da olsa realitemiz bu.
Ben gencim, her şeye rağmen siz dünyanın en iyi anne
babalarısınız. Bizlere rağmen gene iyisiniz, sizleri çok seviyorum,
Yakında fazlasıyla geri ödeme yapmak kaydıyla gönül hesabıma beklentisiz
saygı, güven ve sevgi yatırılmasını acilen talep ediyorum. Sizi ömür
boyu gönlünde yaşatacak, baş tacı yapacak, sözlerinizi dinleyecek,
sizinle ilgilenecek ve fakat kumandasını size asla vermeyecek olan ve
duanıza muhtaç genç çocuğunuz.